“X kentinde normal bi mahallede otururduk. 1980'ler falan işte. Küçüğüm tabii en fazla 7-8 yaşlarında. Bi gün annem babam geldi dedi ki kardeşin olucak. Nasıl sevindim, abi olucam ya. Çıkarıcam kardeşimi gezicem, top oynuycaz onunla, fitil patlaticaz belki. Şansıma kardeşim de erkek oldu. 8 yaş büyüğüm ondan, abisiyim! O kadar da seviyorum ki kardeşimi; hep sarılmak, sarmalamak, öpmek istiyorum. O yüzden bi oyun uydurdum, ben koltuğa oturup “Üstümüze karlar yağıyo” diye bağırınca o da sözde yağan kardan, soğuktan korunmak için benim kollarıma atardı kendini. Öyle sarılıp dururduk. Sonra bidaha, bidaha.
Lise yıllarım geldi, ben değiştim. ‘Ağır Abi'yi oynamaya çalıştım hep. İçimde yine o sevgi dolu insan vardı, ama ben hep bastırdım onu. Mahalle çocuklarına ayak uydurmak için, ağalık taslardım. Ne dövmediğim yüz kaldı, ne içmediğim zıkkım kaldı. Dokundurtmazdım kendime, sevdirmezdim anneme falan. O ne lan öyle, erkek adam sevilirmiymiş. Tabi bu 6 yıl sürdü- ağır abi olunca okulu falan da saldık, sınıfta kala kala- böyle, kardeşimle de aram açıldı. 6 yılın sonunda kazandım üniversiteyi. İlk sene 0.6 puanla kaçırdım. Koydu bu bana bi güzel, 2. Sene girdim ama. Liseyi sondan 2. bitirdim, Universiteyi baştan 3.
Universiteyi kazanmışım işte, otogardayız ailecek; annem, babam, kardeşim. İlk defa ailemden ayrılıcam. Gidiceğim yer de bayaa bi uzak. Ama ben hala ağır abiyim. Annemle vedalaştık, babamla vedalaştık. Sıra geldi kardeşime. İçim gidiyo sarılayım, öpeyim. Nasıl seviyorum. Ama raconu bozmak olmaz ya işte uzattım elimi, kafa tokuşturduk. Gözlerimin içine bakıyo, ama bişey de diyemedim. Bindim otobüse.
1 saat geçti geçmedi, mesaj geldi telefonuma. Kardeşimden.
“Üstümüze karlar yağsın.”

